(İlk oylayan sen ol)

Huysuz İhtiyar Usta ve Bir Dilek Bilişim Zirvesi’ 07
Oct 03

Yazar: Abdullah Bozgeyik

Bilindiği üzere bir çok Guru, danışman ve uzman başarı için reçete vermekte, genelde sektörünüze özel örneklerden bile uzak olan bu şablon çözümler ise işe yaramamakta. Dikkat edilmezse reçeteler arzu ettiğiniz başarıdan çok bazen sanal başarıyı (aslında başarısızlığı) beraberinde getirmekte.

Bu aşamada başarıdan ne anladığınızın da önemi öne çıkıyor. Başarı tek kelime ile başarmak veya başarılı olmak diyecek olursak kime, neye göre başarı soruları akla geliyor. Başarınızı çevrenizle, genel kabul görmüş kriterlerle karşılaştırmanız gerekiyor. Küçük bir kasabada güçlü boksör olmak yeterli değil. Çünkü bu tür başarı genelde yanıltıcıdır. Özellikle iç pazarda veya uluslar arası arenada ciddi rekabet söz konusu olunca bir çok firmanın şartlardan şikayet etmesi ve başarısız olması bu nedenledir. Şikayetin ne o firmaya ne de sektöre yararı yok. Ne yazık ki yurt içinde ve dışında nedense bir çok Türk firması bazı projelerde birlikte başarılı olmak için birleşme, işbirliği yapma yerine adeta birbirine düşman kesilmekte, küçük pastadan bile büyük pay kapmaya çalışmakta bu nedenle işi alan ana yüklenici olamayıp taşeron hatta birçok durumda alt taşeron olabilmekte, pazardaki değişikliklere uyum sağlayamamakta, bir çok işe ve alana saldırmakta, günü kurtarmak adına hatalar yapmakta ve üstelik tüm bunları kısa sürede yapmaya çalışmakta ki bu ve benzeri nedenlerden dolayı başarılı olamamakta. Başarı sabır işidir. Hazır olmak ve sürdürebilmek gerek. Hızlı değişim nedeniyle firmaların geçmişin başarıları üzerinden fazla pirim yapabilme ve sürdürebilme şansı yok. Başarısızlığa mazeret üretmek ise anlamsız. Başarısızlık için salt çevrenizi, özellikle ekonomik şartları suçlamak doğru değil. Önce kendinizi, yaptıklarınız kadar yapmadıklarınızı sorgulayın sonrasında başarılı olanların neler yaptıklarına bakın ki ölçek doğru olsun.

Kendinizi başarısız buluyorsanız, başarısız olduğunuz noktaları telafi etmeye çalışın ama başarılı olduğunuz yönleri es geçerek kendinize haksızlık da etmeyin. Bardağın boş kısmı kadar dolu kısmını da görmek gerek. Bazı durumlarda en büyük yenilginiz belki de en büyük kazancınızı ortaya çıkaracak şartları oluşturmakta, yeter ki farkında olun. Önemli olan başarısızlıklarınızdan ders almanızdır. Karşınıza çıkan fırsatların farkına varmak başarı için belki de ilk koşul. Sonrası yazının tümüne yayılmış durumda.

Bilmem hatırlar mısınız? 90’lı yıllarda esnek uzmanlaşmadan söz edilirdi. Şartlara, yapılan işe göre esnek uzmanlaşma, çoklu disiplinlere yönelme vardı. Bu düşünce bazıları için yönetim kitaplarından ve uygulamadan kayboldu ve daha çok salt kendi faaliyet alanına odaklanma, sınırlanma ile formüle edilir oldu. Sadece bu sınırlama ile iş hayatına odaklanırsanız başarısızlık kaçınılmaz. Çünkü şartlar sürekli değişiyor. Önemli olan değişen şartlara uyum sağlamanız bu ise esneklikle olur. Bu aşamada okullarımızda bu esneklik yok diyenlere üniversitelerde artık ana dal (girdiğiniz bölüm) yanında yan dal (başka bir bölümden de ders alma) hatta çift dal yapıldığını hatırlatmak gerekiyor. Eskisi gibi İngilizce bölümüne girdim ancak İngilizce öğretmeni olurum. Felsefe mezunu ne yapar? deme kolaycılığı yok. Diplomanız sizi bir mesleğe sınırlamıyor. Üstelik birçok meslek için salt o alanda eğitim görmeniz de gerektirmiyor. Özellikle AR&GE ve teknolojinin kullanıldığı alanlarda söz konusu mesleğe hatta sektöre sınırlı olma söz konusu değil.

Esneklik öncelikle katı kurallardan uzaklaşma, sorgulama ve alternatifler üretmeye çalışmadır. Böylece çağa ve değişime uyum sağlayabiliriz. Aksi halde kendimizi sınırlamış oluruz. Şirket sahibi veya yönetici iseniz çalışanlarınızda bazı ek kritere dikkat etmeniz gerekiyor. Hangi seviyede olurlarsa olsunlar çalıştıkları bölüme ve dolayısıyla şirkete katma değer sağlıyorlarsa, klasik kuralları sorguluyor, çözümler üretiyorlarsa eğer sorun yok ama bunların tersi söz konusu ise çok dikkat etmek gerek. Unutmadan görevlerinizi, yetki ve sorumluluklarınızı da sorgulamanızda yarar var. İğne ve çuvaldız örneği. Çalışanlarınıza eğitim dahil ne sunduğunuz ve ne sunmadığınızı da unutmayın ki suçlu teşhisi kolay olsun. Sakın ha, amacınız suçlu aramak olmasın.

Özellikle işinizi kaybetmişseniz yada firmanız veya sektörünüzdeki gelişmeler doğrultusunda işinizi kaybetmek üzere iseniz sorununuza farklı şekilde bakmaya klasik çözümlere odaklanmak yerine alternatiflere yoğunlaşmaya çalışmakta yarar var. Çünkü yeni mezunları bir tarafa bıraksak bile işsizlerin sadece sayısı artmıyor çeşitli sektörlerdeki daralmalar nedeniyle, işsiz kalanların niteliği de sürekli yükseliyor. Eskisi gibi İngilizce ve bilgisayar bilmeniz, hatta belirli bir yıl deneyiminizin olması işi almanız için yeterli değil. İşe özgü kriterlere uygun olmanızın yanında sağlayacağınız katma değeri net olarak ortaya koyabilmeniz, hatta tercihen alternatif sunmanız sonrası verilecek karar olumlu olabilmekte. Hamili kart yakınımdır formülü ne yazık ki bazı durumlarda çalışmakta ama rekabetin yüksek olduğu ortamlarda başarı şansı yok veya sürekli azalıyor.

Ülkemizin yaşadığı krizler maalesef süreklilik arz etmekte, bazı kişi ve kuruluşlar kabul etmese de, hatta daha da vahimi krizleri özellikle sektörlerinde yok saysa da, sözlüklerinden çıkarsa da, krizler konusunda uyarılarda bulunanlar dışlansa, daha da kötüsü suçlansa da mızrak çuvala sığmıyor, yok demek veya yokmuş gibi hareket etmek de doğru değil. Farkında olmak gerekiyor krizlerin, önlemlerini almak, nedenlerini ortadan kaldırmak gerek ki krizlerden kurtulalım. Öte yandan özellikle ekonomik konularda ilerleme kaydedilsin isteriz. Bunun için özellikle iş adamlarının ve yatırımcının güveninin kazanılması ve siyasi riskin azalması gerek. Toplumun genelinde krizleri aşacağımız inancının artması işsizlik sorununun çözülmesi, artan istihdam ile mümkün.

Günümüzde kamu değil özel sektör iş üreten, istihdam yaratan rol üstlenmeli. Kamu sektörü hantallaştıkça, ülkeye yük olmakta ve sadece siyasi değil ekonomik krizler yaşanmakta. Sadece bireylerin veya şirketlerin değil tüm toplumuzun, iktidar ve muhalefetin, sivil toplum kuruluşlarının geniş katılımı ile projeler ve krizlere çözümler üretilmesi gerek. Bireysel olarak tek yapmamız gereken başarılı olmayı istemek ve çözüm için olumlu tutum ve davranış içinde olmak ve yapılan olumlu çalışmalara katkıda bulunmak. Bu düşünce özellikle “esnek, çağa ve değişime uyumlu, bilgiyi ve teknolojiyi kullanan (tercihen sadece kullanmakla kalınmayıp üretebilen) kişilerce hayata geçirilebilir. Böyle kişilerin artmasını bilişimi ve bilişim teknolojilerini etkin olarak kullanarak sağlayabiliriz. İrlanda, İsrail ve Hindistan bu konuda örnek alınabilir.

Eğitim önemli demekle kalmayıp öncelikle öğretmenlere gerçekten değer verilmeli. Çeşitli imkanlar sunmak, öğretmenliği cazip hale getirmek, teknolojiyi kullanmalarını, bilgi üretmelerini sağlamak, yaşam standartlarını yükseltmek gerek ki yetiştirdikleri öğrenciler başarılı olsun. Geçinemediği için ek iş talebinde bulunan öğretmenlerin araştırma yapması ve kendini geliştirmesi beklenemez. Eğitimdeki sorunlar çözülmeli. Çözüm için salt iç kaynaklardan değil, çeşitli Avrupa fonları ve Dünya Bankasından yararlanılabilir. Yeter ki eğitime katkı payı, deprem vergisi vb kesintilerdeki hatalar tekrarlanmasın, herkes katkıda bulunacaktır. Eğitime özel çözümlere odaklanmış firmalar olduğunu biliyoruz. Her şeyi salt devletten (hükümetten) bekleyemeyiz.

Olan boşluğu şimdilik çeşitli kurumlar doldurmaya çalışıyor. Bu yönde çalışma yapmak sosyal sorumluluk-toplumsal duyarlılık kapsamında sayılabilir. Bazı firmaların çocuklar, kadınlar, işsizler ve çeşitli imkanların yetersiz olduğu bölgelere ve sektörlere yönelik eğitim çalışmaları yaptığını biliyoruz ama bunu yapan firmaların sayısı artmalı. Bu konudaki çeşitli çalışmalarıyla özellikle kar amacı gütmeyen dernekler ve vakıflar önemli bir yere sahip. TEGV (Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı), TBD (Türkiye Bilişim Derneği), TBV (Türkiye Bilişim Vakfı), TTGV (Türkiye Teknoloji Geliştirme Vakfı) tarafından yapılan birçok çalışma var. Öte yandan son zamanlarda TBB (Türkiye Bankalar Birliği, www.tbb.org.tr bankacılar için web tabanlı eğitim www.tbb-bes.org.tr sitesinde ücretsiz eğitimler de var) ve TEDMER (Türkiye Etik Değerler Merkezi, www.tedmer.org.tr) çalışmalarını yoğunlaştırmaya başladı. Tabii ki bu dernek ve vakıfların haricinde başkaları da var ve olmalı.

Sosyal sorumluluk almak istiyorsanız, lütfen size hitap eden vakıfa gidin, katkıda bulunmaya çalışın ama özellikle ve öncelikle vakıf yöneticilerinin kim olduğuna, kuruluş senetlerinde yer alan, görevleri olan, taahhüt ettikleri, bahsettikleri çalışmaları yapıp yapmadıklarına, yapıyorlarsa nasıl ve kimlerle yaptıklarına, ne kadar süreden beri yönetici olduklarına, nasıl bir yönetim sergilediklerine, çalışma gruplarına, komitelerine bakın, karar vermek için ise aceleci davranmayın bir süre toplantılara katılın derim. Sorumluluk almayıp, görevlerimizi yapmadıkça ne yazık ki gelecek yeni krizlere gebe, dikkatli olmak lazım.

Yazının ana fikri “başarının bizimle ilgili olduğunun, beklenenleri yapacak kişilerin de sadece bizler olduğu düşüncesinin pekişmesi, genel kabul görmesi ve uygulamaya yönelmesi” olarak özetlenebilir. Yazının hareket noktası ise salt kendi geleceğimiz için değil kurum/kuruluş ve sektörümüzün başarısına dolaylı da olsa katkıda bulunarak ülke olarak başarmanın öneminin altını çizmektir.

Sonuç olarak; bu yazı reçete niteliğinde olmamanın yanında bazı konularda sizlerde sesli düşünme, sorulara ve sorunlara verdiğiniz ilk cevapları sorgulama, bir çeşit beyin fırtınası yapma, sonrasında harekete geçmenize, çözümleri bulmanıza ve uygulamanıza küçük de olsa katkıda bulunursa sevinirim. Ülkemizde iyi şeyler de oluyor. Hepimizin bu çalışmalarda küçük de olsa katkısı, tuzu olmalı ki çocuklarımıza yaşanacak daha iyi bir Türkiye bırakabilelim. Daha iyi bir Türkiye için başarmaktan başka çaremiz yok. “YAPABİLİRİZ, YAPACAĞIZ”.

Not: Bu yazı Dünya Gazetesi Globus Dergi Grubu “İş Fikirleri” dergisi Ağustos 2003 sayısında yayınlanmıştır.

ekleyen Gökhan Çıngay

Leave a Reply