(1 kez oylandı, ortalaması: 5 üzerinden 4 )

Motive Edici İş Kurumsal Proje Yönetimine Giden 13 Adım
Eki 08

Yazar: Abdullah Bozgeyik 

İçinde bulunduğumuz “Kriz” ortamında krizle ilgili bireysel, grup veya topluluk olarak, çeşitli ortamlarda, kitap, dergi, gazete, sempozyum veya kongrelerde konuşulan, yazılan ve çizilenler çok olmasına rağmen, kriz neredeyse toplumun tümünün gündeminde olduğu için ilgi çekmekte. Yaşanan krizler nedeniyle adeta günlük yaşamın bir parçası haline gelen “Kriz” tanımı ve türleri artık eskisi gibi değil. Körfez savaşı sonrası “Körfez” krizi herkes tarafından etkisi hissedilmese ve özellikle zararları hemen görülmese de bilinmekte idi. “Körfez krizi nedeniyle kaybımız 6.6 milyar dolar kazancımız ise 2 milyar dolar (Hürriyet, 23 Ekim 2001)” bu eksik saptama Başbakan Sn. Bülent Ecevit’in 2002 yılındaki Amerika ziyareti sırasında söz konusu zararın 50 milyar dolar olduğu şeklinde düzeltildi. Yaşadığımız krizler nedeniyle binlerce insanımızın işsiz kalması, batan bankalar ve binlerce şirket, sürekli küçülen ekonomi maalesef  Türkiye gerçeği olmuştur. İşin acı tarafı ülkemizin yaşanan son krizlerle 12 yıl öncenin GSMH seviyesine gerilemesi ve iyi çalışırsak 2023 yılında Yunanistan’ın bugünkü seviyesine gelebileceğimizin söylenebilmesi. Bakalım 11 eylül sonrası kazancımız ve kaybımız ne olacak ? (*) “Yeni Dünya Düzeni” ile ana oyuncular ve etkilenenler başrolde, diğerleri ise seyirci. Krizin nerede yaşandığı önemli değil artık, etkilerinin nerelerde hissedildiği ve ne kadar sürdüğü önemli. Globalleşmenin de etkisi ile Asya, Rusya, Ekonomik, Döviz, Yönetim, Borsa, Kıbrıs, IMF, AB krizi vb birçok kriz yaşadık. “Küresel köy” kavramı tez olmaktan çıktı. Krizlerin etkisinin herkes tarafından ve neredeyse anında hissedildiğini görmekteyiz. Örneğin doların ani yükselişi veya borsanın ani düşmesi durumunda dolarımız olmasa da aldığımız birçok şeyin fiyatı dolara bağlı olduğu için, borsada oynamasak da şirketlerin ve yatırımcıların büyük kayıpları aldığımız ürün ve hizmetlere sadece zam veya vergi olarak değil çeşitli şekillerde yansıması nedeniyle hepimizi etkilemekte.

Etkin Kriz yönetimi (KY) için kriz öncesinde hazır olmanın yanında krizin başlangıcında acilen durum tespiti ve düzenlemeler yapılmalı, önlemler alınmalı. Kriz döneminde teknoloji, ilişkiler, bilgi, İK, iletişim, koordinasyon, motivasyon, sinerji, YBS, deneyim transferi ve kurumsal disiplin önemli. Kriz, baskı altında tutulabilecek, ihmal edilecek, talimatla sona erecek, yöneticinin, bakanın veya başbakanın kızması ve karizması ile yola gelecek bir şey değildir. Krize karşı başarı ancak “gerilla” yöntemiyle (Nedenleri ortadan kaldırmadıkça krizin üstesinden gelemeyiz) sağlanabilir. Olayların nedenlerinden daha çok etkileri ve sadece kriz sonrasında ne yapmak gerektiğine yoğunlaşmak ciddi bir yanlıştır. Etkisi sadece belirli kesimleri (yönetilenleri) etkilediği sürece krizin yönetimlerce önemi olmayabilir, masrafları kısar, çalışanları işten çıkarır, hatta şirketi küçültür ama kendi maaşlarına zam yapmayı düşünebilirler.

“Her kriz içinde bir fırsatı barındırır”  düşüncesi (sizin kriziniz başkasının fırsatı) bir gerçektir. Kriz; Çince’de fırsat ve tehlike kelimelerinden oluşmaktadır. Krizde güven duygusu asla kaybedilmemeli, olumlu düşünce ile mücadele edilmeli. Krizin etkilemediği insanların bakış açısıyla reçeteler yazmak veya ithal reçeteleri  uygulamak, krizden etkilenenlerin talep ve önerilerini dikkate almamak, yanlış uygulamalarda direnmek krizden çıkış için asla çözüm değil. Kriz ortamında riskler farklılık gösterir. Risk yönetimi, KY’nin önemli bir parçası. Riskleri iyi tanırsak, önlem alırsak ve çözüm üretebilirsek yani yönetebilirsek riskler fırsat olabilir. KY’de krize hazırlıklı olmak, sorunları saha çalışması yaparak çok boyutlu ele almak ve çözüm üretmek, çözümleri uygulamak, takip, gerektiğinde revize etmek ve kriz nedenlerini ortadan kaldırılmak önemli. Geçici çözümler üretmek sorunların üstünü örtmek olup, sorunları daha da büyütür. Her krize uygun ayrı reçete yazmak, mevcut durumu, günün şartlarına göre doğru yorumlamak ve çözümleri uyarlamak gerek, aksi halde kriz zincirleme krizlere dönüşebilir.

Yönetimsel krizlerin şirketler açısından önemini örneklendirme konusunda, HaberTürk TV kanalında yayınlanan “Sağlık” programında konuk olarak “Beyin krizi ve beyin damar hastalıkları” konusunda bazı açıklamalarda bulunan nöroloji uzmanı Dr. Haluk Caneroğlu’nun konuşması aşağıdaki satırları şekillendirmeme yardımcı oldu.

Şirketlerde beyin krizinin direk veya dolaylı nedenleri:

  • Kalp krizi (Kaybedilen bir ihale, rakibin ani atağı, birleşmesi, sizi sektörden silecek yeni ürün & hizmeti)
  • Hiper-tansiyon (Sürekli yüksek tempo, koordinasyonsuzluk, hazırlıksızlık)
  • Stres (Değişimler, ve bu değişimlerden yararlanamama, parçası olamama)
  • Kolestrol yüksekliği (İçsel etkilerin zarar düzeyinde fazlalığı)
  • Beyin damar hastalığı (Üst kademe ile yönetilenler arasında iletişimsizlik)
  • Duygusal düzensizlik, karmaşa, çöküş (Yaygın olan “Ne olacak ? kaygısı, Güvensizlik”)
  • Beyin ölümü (Asıl faaliyet alanından uzaklaşma, kurumsallaşma adına kurum bağlama (Ulaş Bıçakcı’nın ifadesi)

Ne Yapmalıyız ?

  • Check-up yaptırmalı
  • Müdahale ekibi olan, tam teçhizatlı, yoğun bakım üniteli sağlık kuruluşuna gitmeli
  • Tedaviye uymalı ve yaşadığımız krizi kendimizi baskı altında tutmadan hayatımızın gerçeği olarak kabul etmeli ve gerekli önlemleri almalıyız.
  • Çözümün anlık değil bir süreçle mümkün olacağını bilmeliyiz.
  • Geçici tedaviye yönelip kesin tedaviden uzaklaşma hatasına düşmemeliyiz.

Bugünlerde dikkatimi çeken birkaç soru ile yazımı tamamlamak istiyorum. Bir futbol kulübü başkanı / parti başkanı seçiminde kaç üye/delege oy kullanır ? Şirketinizi teslim edeceğiniz Genel Müdür adayını başarısızlıklarına rağmen sizin inisiyatifiniz dışında seçiliyor diye göreve getirir misiniz ? Krizlerin sorumluları sadece şirket yöneticileri mi ? Ne dersiniz ?

(* 2002 yılında yazdığım “Krizleri Yönetmek veya Krizlerce Yönetilmek” Tercihiniz hangisi ?” başlıklı yazımda bu konulara değinmiştim. Söz konusu yazının kısa hali olan bu yazı yine aynı yıl aynı başlıkla ve bu hali ile yayınlanmıştı. Geçen yıllar sonunda ise yazının başlığı kendiliğinden değişti. )

ekleyen Gökhan Çıngay \\ tags: , ,

Leave a Reply