(2 kez oylandı, ortalaması: 5 üzerinden 4 )

Proje Yönetimi ve Bilişimde Proje Yönetimi Proje Yönetimi ve Bilişimde Proje Yönetimi
Kas 13

Yazar : Abdullah Bozgeyik 

Yazıya “firma yöneticileri siyaset, seçim hatta gündem maddelerine takılmamalı” diyerek başlamak istemezdim ama şartlar bunu gerektirdi. Bu uyarıyı eğitimlerde, derslerimde ve konferanslarda dile getiriyorum. Çeşitli firmalardaki arkadaşlarımla da konuşuyoruz bu konuda. Kasım ayı yazısı olması ve biraz yıl sonu yazısı gibi olduğundan bu yazıda da konuya değinmek istedim.

Bazı firma yöneticileri

    Bilindiği üzere firmaların, doğru ifade ile firma yöneticilerinin işi, genel hatları ile özetleyecek olursak firmayı yönetmek, rakiplerle mücadele etmek ve müşteriye iyi ürün ve hizmet sunmaktır. Sanırım okurlar olarak bu saptamaya siz de katılıyorsunuz. Yine benzer yaklaşımla “yöneticiler pek de siyaset odaklı hareket etmemelidir” de diyebiliriz. Çünkü onların işi temelde siyaset ile ilgili değildir. Bazı durumlarda işleri, firmaları siyasetten etkilenir. Bu tür durumlarda zarar görmemek için gerekli önlemleri almaları gerekir. Projeleri ise hesaplanmış riskleri alarak sürdürmelidirler. Ne yazık ki çoğu yönetici adeta siyaset odaklı iş yapma, daha doğrusu yapmama mazereti üretir ülkemizde. Eğer bu saptamaya katılmıyorsanız firmanızın Haziran 2007 - Ekim 2007 dönemini nasıl geçirdiğine bakın derim. Çünkü söz konusu aylar ülkemizde, ne yazık ki, siyaset odaklı geçen bir dönem idi. Bu tür dönemleri de oldukça sık yaşıyoruz. Ben kayıp zaman olarak niteliyorum bu dönemleri. Ne yazık ki çoğu firma için bu yaz ve içinde bulunduğumuz aylar böyle geçti.

    Siyasiler işlerini yaptılar, firmalar (yöneticiler) beklemede kalarak dönemi kendilerince yanlış karar vermeyerek az zararla kapattılar. Konuştuğumuz birçok yönetici son aylarda hep bir bekleme durumundan söz etti. Bunu pek anlamak mümkün değil. Çünkü iç siyasete bağlı firma zaman kaybı rakiplerin işine gelmektedir. Bu nedenle firma yöneticilerinin yapmaları gereken işlerine odaklanmak ve hesaplı riskleri alarak ve bu tür dönemlerde özellikle proje üretmek olmalı. Ne yazık ki konu yöneticiler için biraz karışık, değil mi sayın firma yöneticileri? Bahsedeceğiniz bazı detaylara da değineceğim. Siz cevabınızı gözden geçirirken devam edelim, sonra yeniden soruya döneriz.

    İlginç yaklaşımlar var iş dünyasında. Sanmayın bu olumsuz, bekleme durumu salt kriz dönemlerinde olur diye. İşlerin nispeten iyi, hatta iyiye gittiği dönemlerinde de karşılaşırız. Biraz açıklayacak olursak, durum “işlerin iyi gitmesinden bile şüphe edecek kadar tedirginlik, biraz korkma, belirsizlik durumuna şüpheyle yaklaşma, biraz bekle gör politikası ama daha çok hata yapmama adına hedeften uzaklaşma” olarak tanımlanabilir.

Müşteri ve çalışana yaklaşımları

    Bu aşamada sakın “iyi de müşteriler bu durumdan şikayet etmezler mi?” diye sormayın bahse konu yöneticilere, çünkü müşterileri dinlemedikleri ve dikkate almadıkları gibi sorunuz da onlara çok şey ifade etmez. Bu nedenle “müşteri memnuniyeti önemli, çalışanlarınız yani iç müşteriler dahi bu durumdan şikayetçi olurlar” falan da demeyin, dinlemezler. Tabi nezaketen bunu belli etmez ve sizi dinliyormuş gibi görünürler. Sonra pek belli etmeseler de “öyle çalışan dahası iç müşteri tanımlaması da ne oluyor?” diye en azından içlerinden geçirirler. Doğal olarak onlara “çalışan memnuniyeti ve müşteri memnuniyeti anketlerinden” de bahsetmenize gerek yoktur. Çünkü zaten firmaları mutsuzluk üretmektedir. Firmalarının mutluluk üretmesi ise yöneticilerinin yaklaşımlarından dolayı da hayaldir. Konu çok derin bundan bir kitap çıkar. Hatta yazdım bile.

    Nereden mi biliyorum? Efendim, danışmanlık ve öğretim görevliliği mesleğim gereği biliyorum. İşin aslı bu bizim sektörde pek de meslek sırrı falan da değil. Yöneticilerin söz konusu durumdaki yaklaşımı ve müşteriye hele çalışana yaklaşımını gayet iyi biliriz, yine işimiz gereği. Öte yandan bu konulara ilgiyle yaklaşan, müşterilere ve özellikle çalışanlarına değer veren ve onları dinleyen yöneticiler de doğal olarak vardır. İşte en çok sevdiğimiz grup da onlardır. Bu yazı konusundan söz konusu grubun alınmayacağını, dahası “ne yazık ki bazı yöneticiler böyle” dediklerini duyar gibiyim.

Böyle gelmiş de, acaba böyle mi gitmeli?

    Diğer grup yöneticiler, yani bekleme durumunda olanlar için genel gündem maddelerine bakalım mı? Aslında bu sorunun cevabı bu yazıda olduğu kadar gazetelerden de bulunabilir. Konuyu biraz açmak adına söz konusu yöneticilere ek bir soru soralım. Sorumuz “Sorunlar, problemler, riskler ve krizler gündeminizde mi?” olsun. Dahası aşağıdaki paragrafı nefes alamadan soru kıvamında yöneltelim…

    “Geçmiş, Günümüz, Gelecek, Toplum, Sosyal Sorumluluk, Risk, Liderlik, Proje, Askeri, Politik, Siyasi, Bölgesel Ya Da Küresel Riskler, Sosyo-Ekonomik Krizler, Açlık, Kargaşa, Terör, Savaş, Tezkere, Fon, Kredi, Haciz, Batık Banka, hortum, Malum İşadamları, AB, İMF, Amerika, Avrupalı Düşman Komşular, Arap Dostlar, 2. Cumhuriyet, Kargaşa, Meydanlar, Ya Bizden Ya Onlardan Olmak, İktidar, Muhalefet, Ulusal Vizyon, Deprem, 11 Eylül, İstanbul trafiği, Enflasyon yok ama durgunluk var, Ülke Puanı, İnsana Değer Vermeme, Sektörlerin Yok Olması, Çin Tehdidi, Değişim, Gelişim, Özelleştirme, Eğitim, Üniversite, Teknoloji, Bilişim, Satış, Pazarlama, Strateji, Pembe Tablo, Arjantin, İrlanda, Hindistan, Dubai, Irak, İran, Suriye, Türki-Cumhuriyetler, Seçim, Referandum, Suni Gündem; Futbolcu, Manken, Şarkıcı Yani Magazin, Gözetleme, İzleme Uyutulma Kültürü veya İş Dünyası, Aşk, Siyaset, talan dörtlüsü” ilgi alanınıza giriyor mu?

    Ne yazık ki alacağımız cevaplar pek de tatmin edici olamayacak. Bu nedenle devam etmek gerekiyor.

    Belki de ihtiyacınız olan şey “Kriz yönetimi gözlüğü” ne dersiniz? Ya bazı krizler siz, firmanız ve ülke için gelişim fırsatı ise, krizleri yönetmek ne güzel olurdu değil mi?

    Eğer olan bitenler, kısaca krizlerin farkındaysanız, dahası büyük resmi görmek istiyor ve sorularınıza muhtemel çözüm anahtarları arıyorsanız size “Kriz Yönetimi” konusuna ilgi göstermenizi tavsiye ederim. Kriz Çincede fırsat ve tehlike kelimelerinden oluşmaktadır. Günümüzde yaşanan krizler nedeniyle yaşamın bir parçası haline gelen “Kriz” tanımı ve türleri eskisi gibi değil. Eskiden kriz kelimesi Sinir, Kalp, Petrol, Körfez veya Siyasi krizleri hatırlatıyordu. Globalleşme ile Asya, Rusya, Ekonomik, Döviz, Yönetim krizi vb krizler ortaya çıktı. Doğal afetlerle ilgili krizlere Japonya gibi alışık değiliz. Ayrıca genelde merkeziyetçi, gelişmeye, dünyaya kapalı, emir komuta zinciri ile yönetilmeye çalışılan şirketlerimizin çokluğu ve yönetimlerinin krizleri örtbas etmeleri nedeniyle yönetimsel krizleri pek tanımıyoruz. Oysa iş hayatında ve günümüzde kriz ölüm ve vergiler kadar kaçınılmaz.

    Bu açıklamalar da ne yazık ki söz konusu gruptaki yöneticiler için suya yazılmış yazı gibidir. Onlar konunun öneminin farkında değiller ama diğer yöneticiler ve rakipleri “Kriz yönetiminin önemini” biliyor. Bu konuda “Krizleri fırsata dönüştürmek” isimli bir kitabım vardı. Yenisini de yazdım. Oysa “müjde” yazı sonunda idi, ağzımdan kaçtı. Neyse firma örneklerine dönecek olursak sanırım daha iyi olacak.

    Yöneticisi bekleme durumunda olan firmaların durumu da ne yazık ki her geçen gün kötüye gider. Bazıları bir şey yapmamakla piyasadaki yerlerini muhafaza edebileceklerini düşünürler, ama fena halde yanılırlar.

    Yöneticisi ve firmasıyla “durumları böylece acaba ne olacak beklemesinde olduğundan ne firmalarınca yapılması gereken projeler, ne eğitim ne de insan kaynağına yatırım akıllarından geçmez. Genel durum tasarruf politikalarına devam, hiçbir şey yapmazsan, risk almazsan başarısız olmazsın bari düşüncesi” halidir yaşanan.

    İş dünyasında aslında en büyük risk risk almama, bir şey yapmamaktan dolayı ortaya çıkar. Çünkü rakipler asla boş durmazlar. Söz konusu yöneticilerin her şeyi en iyi bildiklerini düşündükleri detayını da unutmayalım. Buradan hareketle de firmalarını bildikleri gibi yönetirler. Zaten yöneticililerin, onlara göre, yapması gereken de budur.

    Kısaca bu tür yöneticiler için durum böyle görünüyor. Anlayacağınız onlar her şeyi bilmelerinden dolayı bildikleri şekilde yönetmek kaygısındadırlar. Suçlamamanın faydası yok. Tıpkı kahvehanelerdeki “ben başbakan olsam bu ülkeyi şaha kaldırırım” diye başlayan ve desteksiz atışlarla devam eden konuşmalarda olduğu gibi. Hadi orada durum biraz can sıkıntısı biraz da acaba fırsat olsa ben de bir şeyler yapabilir miyim kaygısı, eh biraz da hava atma durumu. Peki bu tür firma yöneticilerine ne demeli?

Uyandırma servisi, son çağrı

    Tekrar gibi olacak ama söz konusu yöneticiler seçim öncesinde beklediler, seçim sonuçlarının yerine oturmasını beklediler, derken Cumhurbaşkanlığı seçimini, sonra Ramazan ayını, peşinden bayramı beklediler. Beklediler ve aylar geldi ve geçti. Artık zaman yavaş yavaş Kurban bayramı ve yıl sonuna doğru gidiyor ve yöneticilerimizin ne yazık ki pek de bir şey yapmama durumu devam ediyor. Ne yazık ki, çoğu firma yöneticisi yılın yaklaşık 5-6 ayını bu bekleme durumu nedeniyle harcadılar.

    Baştaki soruya kısaca dönecek olursam siyaset onların işi değil diye düşünüyoruz ama sanırım biz yanılıyoruz. Ya bazı işadamları için siyasetle ilişkili olmak başarı için şart, ya da bazıları gerçekten siyasete ısınıyor. Yoksa neden bu kadar fazla siyasi gelişmeleri takip etsinler, projeleri durdursunlar, eğitim dahil tüm gider kalemlerinde kısıntıya gitsinler değil mi? Seçim döneminde bazı firma yöneticilerine “firmanızdan siyasete atılan mı var? “Niçin seçimlere bu kadar odaklandınız ?” diye boş yere sormuşum. Oysa beklemekle sanki bildikleri bir durum varda belki biz farkında değiliz.

    Zaman hızla akıyor ama söz konusu yöneticiler Kurban bayramı derken yılbaşı gelecek, hele bütçeler bir belirlensin, piyasaya bir bakalım, rakipleri kontrol edelim sonra projelere başlarız yaklaşımındalar hala.

    Buraya kadar tarif edilen grubun dışında olan ama harekete de geçmeyen bir grup vardır. Onların suçlayacağı kişi ise firma patronu olacaktır. Ne yapalım elimizi kolumuzu bağladı deyip geçerler. Peki “Hiç mi iyi yönetici yok ?” diyecek olursanız cevabım evet var olacaktır. Bu son gruptakilere gerçek yöneticiler diyoruz

    Bu yöneticiler gerekli riskleri alırlar, projelerde böylesi dönemlerde duraklama yerine gaza basarlar, gerektiği her noktada ise patronu ikna ederler. Yine gerekli her aşamada inisiyatif alırlar ve başarılı projeleri kriz dönemlerinde bile gerçekleştirirler. Üzülerek söylemeliyim ki bu son grup yönetici sayısı oldukça azdır firmalarımızda. Bu biraz da iş yapış kültürü ve yöneticilik motivasyonları ile ilgili. Çünkü bu detayı çeşitli boyutları ile “yönetici yetiştirme” programlarında gözlemleyebiliyoruz.

    Biz yine iyi temennilerle kapatalım yazıyı ülkemiz ve firmalarımız için “Değişim başka bahara kalmasın, artık krizleri yöneterek fırsata dönüştürelim, müşterinin de gerçek patron olduğunun farkına varalım” diyorum tüm yöneticilere.

    Unutmadan Kurban bayramınız ve Yeni yılınız kutlu olsun.

    Kutlama için erken değil, zaten bir sonraki yazım Ocak 2008′de. Gelelim müjdeye; bu süreçte yeni 2 kitabım çıkıyor, ne zaman mı? Bamm! Çok yakında…

    (*) Söz konusu firma yöneticilerinden değilseniz gayet güzel. Sadece firmalarımızın değil ülkemizin sizin gibi yöneticilere ihtiyacı var, tebrik ediyor, başarılarınızın devamını diliyorum.

ekleyen Gökhan Çıngay \\ tags: ,

Leave a Reply