(1 kez oylandı, ortalaması: 5 üzerinden 5 )

Akvaryum’da Çalışmak Etik olmanın formülü kimde?
Nis 03

Risk ve YükselişYazar : Umut Sarp Zeylan  

Risk almak, kariyerde başarıyı getirir mi? Bilimsel olarak kanıtlanmış gerçekler var: Bazı insanlar diğerlerine göre daha kolay risk alıyor. Bu, onların doğasında var. Ama işin aslı hepimiz ‘konfor alanımız’ dışındaki şeyleri yapmaya muktediriz. Zaten hayat hep risk almak üzerine kurulu değil mi? Evlenirken risk alıyoruz. Çocuk yaparken başka bir risk alıyoruz. Ev alırken (alacak kadar şanslıysak) yine risk alıyoruz. Aynı evi satarken başka bir risk alıyoruz. Hepsi aslında büyük oranda riskli kararlar. Ama yine de, hatta ekonomimizin çalkantılı reputasyonuna rağmen, tüm bu kararları, DNA’mız risk almaya uygun olsa da olmasa da, ‘çatır çatır’ alıyoruz. Fakat iş ‘iş değiştirme’ye, veya kariyerle ilgili herhangi bir karara gelince orada çakılıp kalıyoruz.

Yahu biz değil miydik tanıdığımızı sandığımız insanlarla evlenen, hayatımız boyunca “Atsak atamayacağımız, satsak satamayacağımız” çocuğumuzu şıp diye doğuran, kriz dönemlerine rağmen ev veya araba alıp satan? Evet ama o başka, iş başka değil mi? Öyle mi gerçekten? Peki öyle ise, neden?

Cevabımız aynı: Sebepler muhtelif. Ama tabii ki hepsi bilimsel bazlı. Gelin en önemlilerini gözden geçirelim. London Business School’dan Nicholson ve arkadaşları, 2005’te Risk Araştırmaları Dergisi’nde (Journal of Risk Research) yayımlanan makalelerinde, risk alabilmenin şu üç değişkenle ilişki içinde olduğunu öne sürmüşler: (1) Yaş ve cinsiyet, (2) kişilik (dışa dönük ve düşük doz nörotik kişilerde) (3) iş ve sektör. Buna bağlı olarak da risk alanları üç ayrı gruba bölmüşler: Canlandırıcı arayanlar, hedefi başaranlar ve risk adaptörleri. Bu üç grubun içinde sadece ilk grubun (canlandırıcı arayanlar) gerçekten risk aradığını, diğer ikisinin daha çok risk ‘taşıyanlar’ olduklarını söyleyerek makalelerini noktalamışlar.

Yaşınız, cinsiyetiniz, kişiliğiniz, yaptığınız iş veya çalıştığınız sektör ne olursa olsun, beyninizin de bu risk alma işinde söz hakkı var. 2002 yılında Ekonomi Nobeli’ni, geleneğin aksine, bir ‘makro ekonomi’ teorisiyle değil de, ‘davranışsal ekonomi’ teorisiyle evine götürmeyi başarmış olan, Princeton Üniversitesi’nden Daniel Kahneman’ın, beyin bilimlerinden de yararlanarak öne sürdüğü ‘risk’ teorisi bu yönde. Öne sürdüğü teoride (prospect teorisi) Kahneman, risk alımının ‘asimetrik’ olduğundan bahsederek kısaca şunları söylüyor: “İnsanlar bir kazanç söz konusu olduğunda risklere karşı daha ‘temkinli’, bir kayıp söz konusu olduğunda da risklere karşı daha ‘açık’ olurlar”. İlginç değil mi? Hem de bir kazançtan duyduğumuz mutluluğun, bir kayıptan duyduğumuz üzüntüyle karşılaştırıldığında, oldukça ufak olmasına rağmen. Az da olsa kazancımızı garantilemek isterken, bir yandan da olası kaybımızı iki, beş, hatta on katına çıkarabilmekten de rahatsız olmuyoruz.

Bu hafta insankaynaklari.com’la yaptığımız ufak ankette, yüzde 40’ın “Risk alırım ama alacağım getiri çok yüksekse” demesi bu ikilemi gözler önüne sermeye yeter sanırım.

KÜLTÜREL KODLAMA

Risk almak genetik kodlanabildiği gibi kültürel olarak da kodlanabiliyor. Belki de genetik kodunda risk almaya müsait olan birçok Türk insanının, sadece Türkiye ikliminde yetişmiş olmaları, onları risk almak konusunda daha temkinli yapıyor. Çocukluğumuzdan beri “Eldeki kuşun, daldaki iki kuştan iyi” olduğunu ezberledik; e o zaman nasıl beklenir ki bizim gibi ‘garantici’ bir toplumdan ‘risk avcıları’na dönüşmesi?

Meşhur işyeri psikologu Hofstede’nin 70’li yılların sonunda yaptığı işyeri ve kültürel farklılıklar çalışmasında konuya yönelik önemli ve halen geçerli ipuçları var. Kullandığı dört indeksten biri olan ‘Belirsizlikten Kaçınma’ indeksini, ülkelerin ‘anskiyete’ oranlarıyla da karşılaştıran Hofstede, bir paralellik bulmuş. İki yıl önce Bilgi Üniversitesi ve İnsankaynaklari.com olarak yaptığımız Hofstede modelli çalışmamızda, Türk çalışanların ‘Belirsizlikten Kaçınma’ indeksinde ortalamanın biraz üstüne çıkmış olmasını ‘mutlak değerleri az olan’ Y kuşağının iş hayatındaki yükselişiyle açıklamıştım geçmiş yazılarımdan birinde. Sanırım yine azımsanamayacak bir kesimin (yüzde 23) “Her zaman risk alırım” demesini de bu gerçekle açıklamak lazım.

Peki ne menem şeydir bu risk almak? Yani alsak da mı saklasak, almasak da mı saklasak? Management Review dergisinde 1978’de yayınlanan Grey ve Gordon imzalı makale, bu konuda yıllar boyu başka araştırmalarla doğrulanmış önemli bazı veriler içeriyor. İkili, ağırlıklı olarak Abraham Maslow’un meşhur ihtiyaçlar hiyerarşisi piramidinden şekillenmiş bir araştırma yapıyor. Bilirsiniz, Maslow’un teorisi insanların ihtiyaçlarının belirli bir sıra izlediği yönünde. Bir insanın ilk önce ‘fizyolojik’ ihtiyaçlarını gidermesi gerekiyor. Sonrasında ‘güvenlik’, takiben ‘sevme ve ait olma’ ve ‘kendine güven’ ihtiyaçlarını karşılaması gerekiyor. Tüm bunları karşılayabilen kişi son noktada ‘kendini gerçekleştirebilme’ yönündeki ihtiyaçlarını keşfedebiliyor ve şanslı ise tatmin edebiliyor. Bu ihtiyaç teorisini iş hayatına uyarlayan Porter ise, ilk basamakta fizyolojik ihtiyaçları resimden çıkarmış ve kendini gerçekleştirebilme aşamasının öncesine ‘otonomi’ basamağını eklemiş. İşte Grey ve Gordon, hem Maslow’un hem de Porter’ın yaklaşımlarını esas alarak işyerlerinde bir anket çalışması gerçekleştirmiş. Ve şu ilginç sonuca varmışlar: İhtiyaçların tatmini önerildiği gibi bu hiyerarşik sırada gelişmiyormuş. Otonomi ihtiyaçları yüksek olan kişilerin güvenlik ihtiyaçları oldukça düşükmüş. Çünkü güvenlik arayan kişiler doğal olarak bağımsızlıklarını çok da fazla düşünmezler. İkili, çalıştıkları firmalar içinde yaptıkları araştırmalarda başka ilginç sonuçlar da bulmuş: Mesela bir firmada hızlı terfi edenlerin yüzde 75’i, terfi basamaklarını ağır çıkanların ise sadece yüzde 25’i ‘risk sever’ olarak belirlenmiş. Dolayısıyla ‘risk alabilme’nin ‘kariyer başarısı’yla ilişkisine dikkat çekmişler.

Kendime not: X kuşağı mensubu olduğunu, Türkiye’de yaşadığını ve insan doğasını unut ve kariyerinde daha çok risk almaya çalış!

Anket Sonuçları

Kariyerinizde risk alır mısınız?

Hayır, asla yüzde 13,39 

Evet, her zaman yüzde 23,20 

Evet, mevcut işimden memnun değilsem yüzde 23,55 

Evet, alacağım riskin getirisi çok yüksekse yüzde 39,86 

Katılımcı sayısı: 10565 

Kaynak : insankaynaklari.com

ekleyen Gökhan Çıngay

Leave a Reply